Dünyadaki gayeler arasında objektif bir değer hiyerarşisi inşa edebilmemiz, ancak dünyadaki yaşamımızın nihai gayesine ilişkin bir idrâkle mümkün olabilir. Böyle bir idrâkten yoksunsak dünyada benimseyebileceğimiz tüm gayeler değer açısında eşitlenir ve yalnızca bir arada yaşamamızı temin eden formel toplumsal-politik koşullar üst değer olarak benimsenir. (Üçer, 2022, s. 62)
Fert için adalet kendi imkânlarını gerçekleştirmek; toplum için adalet imkânlarını gerçekleştirme çabasında fertlerin birbirine karşı ahlâkî duyarlılık ve hukukî sorumluluk sahibi olması, devlet için adalet ise ferdin bu imkânları gerçekleştirmesini sağlayacak mükemmel ortamı inşa etmesidir. (Üçer, 2022, s. 66)
İnsan olmak bize emanet edilmiş özümüzün âdil varoluş talebini karşılamak, kısaca bir emaneti yüklenmek mânâsına geliyorsa ikimiz de aynı yükü, bâr-ı emaneti taşıyoruz der ve varoluşsal seviyede ortak bir kaderi paylaştığımızı derinden idrâk ederiz. Bu sayede başta ağyâr olan şey, şimdi benimle aynı yüke ve kadere sahip yâr olarak görünür. Sana dair bu birlik ve tanışıklık idrâkim, ahlâkî yetkinleşme çabamın esası haline gelmeye başlar. (Üçer, 2022, s. 68)
İnsânî hakikate ve onu kuran ilkelere dayalı bir şekilde temellenen adalet anlayışına şahitlik etme çabası, bu hakikati ve onu kuran ilkeleri ihmal ve ilga eden bir çerçeve içerisinde yetkin bir şekilde gerçekleşemez. Bu ilkelere dayalı âdil bir şahitlik ancak o ilkeler üzerinde temellenen hakların koruması ve geliştirilmesini amaçlayan bir sistem içerisinde yetkin bir şekilde varlık kazanır. Böyle bir sistem aslî haklar ve amaçlarla ilişkili bir biçimde, şu üç temel çekirdek etrafında şekillenir: Mükellefiyet, kulluk, ilâhî rıza… (Üçer, 2022, s. 70)
Günümüzde de yerküre üzerinde etkin olan güçlerin, ya ilâhî olanla irtibatı ihmal eden veya onu temellük eden bir tavırla etkin olmaları, hem tabiattaki mizan açısından sonuçlar ortaya çıkarmakta, hem de uygulamalar insanlığın Hakk ve Hakikate olan güveni ile oynayarak hakikat sonrası/post-truth şartlarda yaşandığı gibi bir söyleme zemin oluşturulmaktadır. (Görgün, 2022, s. 78)
Âlem ile yani Allah dışındaki bütün mevcudât ile sahih irtibat, onların bize sunulduğu düzene riayet etmektir. Cisimlere cisim olarak, bitkileri bitki, canlıları canlı, insanları insan, melekleri melek olarak kavramak ve onlarla ne iseler o şekilde irtibat kurmak; onlara ne iseler o şekilde muamele etmek, adaletin özünü teşkil eder. (Görgün, 2022, s. 80)
Tek tek insan fiilleri kadar, sistemlerin de adaleti temin edip etmediklerinin en üst kriteri, tür olarak insanlığın canı, malı, aklı, nesli ve din ve vicdan özgürlüğünü temin edip etmeme noktasında ortaya çıkmaktadır. Eğer bir sistem bunu başarıyorsa, adaleti temin ediyor demektir. (Görgün, 2022, s. 84)
Kendinde adaletin olduğu fikri, Müslümanların ve insanlığın sorunlarıyla ilgilenmek konusunda Müslümanları atalete itebiliyor. Bu itibarla Müslümanların kendi adalet perspektiflerini terk etmeksizin dünya hayatının fâili olabilecekleri bir perspektif geliştirmeye ihtiyaçları bulunuyor. (Çitil, 2022, s. 88)
İncelikleri gözetmek tüm kurgulardan bağımsız olarak birisinin/birilerinin zulme uğramışlığını fark edebilmeyi, bu hâle kayıtsız kal(a)mamayı içeriyor. İncelik bir yandan varlıktan kaynaklanan sınırları gözetmek demek. Bu itibarla incelik adaletin ötesine geçen ve ihsanla ilişkilenen bir kavrram. (Çitil, 2022, s. 90)
Dünya hayatında adaletin mümkün olduğunca tesis edilmesi, ilk adımda, bir toplumun tarihinin ve kültürünün getirdiği kurmacaların üstünü örttüğü, neredeyse çözülmez kıldığı sorunların görünür kılınmasını içermektedir. Yani sorunun gözünün içine bakabilmeyi, zulme uğrayanın perişan haline kayıtsız kalmamayı içermektedir. Insanlık bunu yapacak güce ancak her varolanı Cenab-ı Hakk’la irtibatı içerisinde ve olduğu haliyle görebilmesi sayesinde sahip olabilir. (Çitil, 2022, s. 92)
Metafizikçi filozoflar adaleti, her bir mevcudun kendi kabiliyetine göre varlıktan pay alması anlamında kullanır. Buna göre, Tanrı’dan gelen varlık anlamı, tüm mevcutlara onların kabiliyetlerine uygun şekilde yani hak ettikleri miktarda dağılır, böylece her şey kendi hak ettiği yere konulmuş olur. (Türker, 2022, s. 96)
Bir bütün olarak dinî düşünce gelenekleri bu dünyayı ve hayatı Allah’ın kulu imtihanı için bir vasat olarak değerlendirdiğinden herkesin hak ettiğini alması anlamında bir adalet kavramının dünya içre geçerli olmadığını, adaletin ancak karar günü olan ahirette tam manasıyla tahakkuk edeceğini düşünür. (Türker, 2022, s. 98)
İslam geleneğinde adalet, ilkelerini vahiyden alır. Vahiy, İslam düşünce geleneklerinin tamamının ortak paydasını oluşturur. (Türker, 2022, s. 100)
Güçlü bir hukuk düzeni olmayan toplumlarda arzu edilen seviyede adalet görülmez. İnsânî adalet, ilâhî adaletten farklı olarak gecikmeyi kabil değildir. Bu bakımdan bir toplumda hukukî süreçler makul bir gerekçe olmadan uzuyorsa o toplumda zulüm vardır. (Türker, 2022, s. 102)
Şehir yani devlet ise her bir ferdin hem dünyevî hem de uhrevî mutluluğa (saadet) erişmek amacıyla sahip olduğu maddî ve manevî imkânları, kısaca kendini, tam gerçekleştirmesi (tam tahakkuk) için mekân-zaman koordinatlarında kurulan, kurulması gereken, bu açıdan da mukayyet bir sahnedir. Bu gerekçeyle, adalet, bu sahnede, şehrin ve ferdiyetin kuruluş ilkesi olarak da vazedilebilir. (Fazlıoğlu, 2022, s. 106)
Nihaî amaç, toplumun sofizm ve mistisizm çatalına düşmeden, nazarî-istidlâlî bir eksende, ama diğer yönelimleri de bu eksen çerçevesinde denetleyebilen, âlim bir topluluk tarafından yönlendirilen âdil bir toplum kurmaktır. (Fazlıoğlu, 2022, s. 110)
İnsan, yeryüzünde yerini bilen bir varlık olmak zorundadır. Dolayısıyla yerini bilmek onu tekrar geldiği yere döndürecektir. Yerini bilmek yerli yerinde olmak demektir. Varlıktaki adalet her şeyin yerli yerinde olması anlamına gelir. (Çiçek, 2022, s. 116)
İnsânî ölçeğin ortadan kaldırıldığı, ahenk ve ölçünün kaybedildiği, varlığın bütünlüğüne inancın kaybolduğu bir ortamda varlıkta adaletten de söz edemeyiz. Nispetlerin yitirilmesi ile mihengin yitirilmesi arasında zorunlu bir ilişki vardır. (Çiçek, 2022, s. 120)
Hz. Ömer şehrin/devletin temeli olarak adaleti işaret ederek; topraktan, araziden, arsadan önce bir yerin memleket olabilmesi, yurtlaşması, yuva kılınması için en temelde adaletin tahakkuk edeceği bir iklimin inşasını şart koşar. (Yerli, 2022, s. 124)
Adalet bir kavram olmaktan öte ve yüce; temsil edilen, fertte, ailede, şehirde, devlette tahakkuk eden ve ettirilmesi gereken bir pratiktir. Varlığını sadece zihinsel olarak değil, zamansal ve zeminsel olarak da tahakkuk ettirebilen bir üst ilke ve eylemdir adalet. Her şey akit/ahit üzerine kurulur. (Yerli, 2022, s. 128)
KAYNAKÇA
Çiçek, D. (2022). Bir istismar aracı olarak tabiatı estetize etmek. Teklif, 5, 114-121.
Çitil, A. A. (2022). İhtiyaçlar piramidinden incelikler piramidine. İnsanlık nasıl bir aşma edimine muhtaç? Teklif, 5, 86-93.
Fazlıoğlu, İ. (2022). Şehrin ve ferdiyetin kuruluş ilkesi: Adalet. Teklif, 5, 104-113.
Görgün, T. (2022). Adalet ve mizan. Teklif, 5, 72-84.
Türker, Ö. (2022). Adalet üzerine. Teklif, 5, 94-102.
Üçer, İ. H. (2022). Amaçlarda uzlaşmanın bir yolu var mı? Kuşatıcı bir adalet anlayışı için gerçekçi bir mukaddime. Teklif, 5, 57-71.
Yerli, Y. (2022). Ahid ve adalet. Teklif, 5, 122-128.